Loading...
DenemelerEdebiyat

Başlıyoruz

23/03/2013

Nedenini bilmiyorum ama yazmak, aslında paylaşmak istiyorum. Kimsenin beni, yani düşüncelerimi tamamıyla görmesini istemediğim için yazıyorum muhtemelen. Tanınmak, hareketlerimin tahmin edilebilir olması benim için korkutucu bir şey. Belki de bu yüzden ironilerle birlikte yaşıyorum. Burada dahi en fazla düşüncelerimden bahsedebileceğim muhtemelen, isimlerden değil. En fazla bu kadar insan olabileceğim çünkü, veya kendini insan olarak tanımlayan bu toplum kadar.

Böyle konuştuğuma bakmayın, kendimi onlardan dışlamıyorum, farklı da bulmuyorum ama düşünebildiğim, görebildiğim için kendimle gurur duyuyorum. Keşke egomla hareket etsem de aradaki bu bağlantıyı görmek zorunda kalmasam. Keşke kendi kurgumda yaşayabilsem de bir şeyler hissedebilmek için sebebim olsa. İzlemeyi bırakmak, katılmak için bir sebep. Acı çektirebilmek için bir çıkış noktası. Keşke düşünebildiğim kadar kötü olabilsem. Daha fazla ‘keşke’ dememek için başka şeyler düşünmem gerekiyor sanırım, yeniden.

İlgili  Doğrular İçin Öldüm

Eskiden yapacaklarım hakkında kararlıydım çünkü etrafımda olan biteni görmek istediğim gibi görüyordum. İyiliği benimsemek zorunda kalmak istemedim, istemiyorum. İnsanları kendim gibi duygusuz düşünmek beni rahatlatıyordu.

Her zaman tek başına yürüyen birisi olarak görmüştüm kendimi. Yürürken konuşmaya, ilişkilere zaman yoktu. Gülümseyen insanların sahteliği kendilerine kalmalı. Kendimi hep bu şekilde hayal ettim. Soğukta üşeyebilecek kadar canlı, düşünebilecek kadar insan.

Hayal kurarken bu şekilde düşünmek en basitiydi ve en korkakça olanı. Herkesle yüzleşmeye cesareti olann insan kendine aynada bakamayacak kadar korkaktı. Karmaşık sanılan her zaman basitti. Bütünü görmek için bir olanı izleseydik hiçbir şey bu kadar karışmazdı, karışmamalıydı. Yükselen binaları gören insanlık kendisinin de yükseldiğini sanıyordu. Ancak o binanın yapılabilmesi için ilk olarak yerin dibine indiğini unutan basit varlıkların tek düşüncesi büyüklükleriydi, büyüklükle gelen ihtişam. Bu yüzdendir ki şekillendirmeyi, kararlarımızla değiştirmeyi o kadar çok sevdik ki; tarihe biz, insanlığa dünya hükmetti, farkettirmeden. Neler yaptığımızın bilinmesini, ne kadar ‘yüce’ bir ırk olduğumuzu kanıtlamak istedik. Bunun için tırmandığımızdan fazlasına gömüldük. Eğer dışarıdan izlemeyi bilseydik, kendimizi anlatmaktan vazgeçebilecek kadar düşünceli, dinleyebilecek kadar asil olsaydık her gün doğan güneşi hangimizin daha güzel gördüğünü kanıtlamak için yakalamazdık. Eğer dünyayo görmek istediğimiz gibi görmeseydik hayatı kurgulamadan yaşanabilir, hayal kurmadan mutlu kılabilirdik. Eğer gerçeği değil ‘anı’ yaşasaydık, geleceği düşünmek zorunda kalmazdık. Eğer düşünmemizin gerekmediği bir dünyada yaşıyor olsaydık hissedebilirdik.

İlgili  Bizi Hep Geceler Bu Hale Getirdi

Tüm bunları yazıyor olmam benim acizliğimden başka bir şeyi göstermiyor. Yazan insan yapmaktan, gerçekleştirmekten korkuyordur. Bunu yapabilecek, gerçekleştirebilecek kadar güçlü olsaydı yazabileceği bir pişmanlığa sahip olmazdı. Yaşayabilecek kadar gçlü olsaydı, gördüğünü anlatmak yerine başkalarına da göstermek için çabalardı. İşte bu yüzden sadece edebi kimliğe sahip olan insanlara saygım yoktur. Kimin bilip bilmediğinin bir önemi yok, bunları paylaşmasıyla ön plana çıkması da kendisine yalan söylemesinden başka bir şey değil. Halkı, daha doğrusu daha bilinçsiz olduğunu düşündüğü insanlara bir şeyi aktarmak istiyorsa eğer biri, bu aktaracağı şeyin benimsenmesi sadece görünüştedir, herkes kendi yalanlarıyla anlar, yalanlarıyla inanır. Bu yüzden amaç aktarmak değil, kendi düşüncelerini oluşturabileceği olanakları, imkanı sağlamak ve bu şekilde; farklı düşüncelerin açtığı yolda ilerlemek olmalıdır. Yoksa açılan yol sahibinin gidişiyle kapanmaya mahkumdur. Bir şeyi gerçekleştirmek için balık vermemeli, balık tutmayı öğretmeliyiz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest

Bu yazıyı arkadaşlarınla paylaşabilirsin